Amerika'nın Gerçek Yüzü
  Sonuç
 

ABD Türkiye’ye asla gerçek dost olmadı
Ülkemizi bölmek isteyen iç ve dış mihraklara destek verdi, üstelik askerimizin başına çuval geçirdi...

 

Tarih boyunca düşmanımız olan devletler” sorusuna cevap arandığı zaman, ABD’yi baş sıraya koymamız gerekiyor. Çünkü, Osmanlı’nın son 100 yılında, tüm yıkıcı faaliyetlerde hep başrolleri ABD üstlendi. Ermenilerin kışkırtılmasından, sözde Kürt devletinin oluşturulmasına kadar hasmane çabalarından hiç vazgeçmedi. Bugüne kadar hep “en büyük müttefikimiz” yalanıyla kandırıldığımız ABD, işte bu nedenle hiçbir zaman ne müttefikimiz ne de dostumuz oldu. İkili ilişkilerin tarihsel seyrine bakıldığı zaman da bu acı gerçek ortaya çıkıyor. ABD’nin, Osmanlı’nın güç kaybından istifa eden İngilizlerle birlikte, özellikle 19. yüzyıldan itibaren bizden nemalanmak istediği, ülkeyi bölüp, parçalayabilmek için kışkırtma operasyonlarına daha o tarihlerden başladığı gözlerden kaçmıyor.

 

 

 

Anadolu’da gözü var
Kendilerini dünyada ilk haraca bağlayan devlet olan Osmanlı’nın “Sadık Teba” olarak adlandırdığı Ermenileri, Anadolu’ya akın eden Amerikalı misyonerler aracılığıyla ayartmasıyla başlayan bölücü hareketlerde sahte müttefiğimiz ABD’nin rolü büyük. ABD, Türkiye’yi eyaletlere bölebilmek için her türlü çabaya destek verdi. ABD, ideolojik çatışmalardan, etnik bölücülüğe, irticai faaliyetlerden, azınlık sorunu yaratmaya kadar bir çok faaliyetin baş senaristi olarak karşımıza çıktı. Bunların dışında Türkiye’ye yönelik direkt tehdit ve saldırılar da dikkatlerden kaçmadı.

 

Çatışmaları körükledi
2000’li yıllara damgasını vuran olay ise çuval olayıydı. 2003 yılında Irak’ın Süleymaniye kentine baskın düzenleyen ABD askerleri, askerlerimizin başına çuval geçirdi. Bu olay Türk halkında infiale neden oldu. Ancak Amerikalılar  pişkin pişkin askerlerimizi suçladı ve haklı olduklarını iddia etti. Ancak bir gerçek de sürekli “dost”, “stratejik ortak” olarak adlandırılan ABD’yle ilişkilerimizin yeniden gözden geçirilmesi oldu. Artık Türk halkı, terör saldırılarından sonra “Kahrolsun ABD” sloganları atmaya, Mehmetçiklerimizin katilinin ABD olduğunu vurgulamaya başladı. Tarihinin her döneminde, çıkarı için kundaktaki, hatta doğmamış bebekleri bile katletmeye çalışan Amerikan devlet yapısı, artık Türk devletini hedef seçtiğini açıkça söylemeye başlamıştı. Tarihin ilk milli kurtuluş savaşını veren ve bunu büyük bir zaferle taçlandıran Türk milleti ise, düşmanının kim olduğu bilinciyle hareket ediyor. Tüm bu yaşananlara rağmen bazı kesimler hâlâ ve ısrarla ABD’yi bize “stratejik ortak” ve “dost” olarak lanse etmeye çalışıyor. Ancak gerçekler, onların yansıtmaya çalıştığı gibi değil.

 


Bu utanç Özkök döneminde yaşandı
Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı döneminde, 4 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’deki irtibat bürolarında rutin görevlerini icra eden Türk askerleri, peşmerge destekli ABD’lilerin baskınına uğradı. Askerlerimizin başına çuval geçirildi.

 

Eşref Bitlis Paşa olayı hâlâ içimizde bir yara Çekiç Güç’e karşı çıkan eski Jandarma Komutanı Eşref Bitlis Paşa’nın şüpheli bir kazayla şehit olması unutulmadı

 

Türk-Amerikan İlişkilerinde kırılma noktalarından biri, dönemin Jandarma Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis Paşa’nın uçak kazasında şehit olmasıydı. İlk defa bir kuvvet komutanının uçağı düşmüş, ancak kazadan hemen sonra, bilirkişi raporları beklenmeden olayın nedeni için “buzlanma” açıklaması yapılmıştı. Fakat sonradan ortaya çıkan bazı bilgiler ve o dönem Bitlis Paşa tarafından yürütülen çalışmalar bir kazadan çok suikasta işaret ediyordu. Bitlis Paşa, bölgede konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç kuvvetlerinin Türkiye’den ayrılması gerektiğini açıklıyor ve ABD’nin Irak’ın kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı kukla devletin, Türkiye’nin zararına olduğunu söylüyordu. Türk halkı, “Türkiye’de konuşlanan Çekiç Güç’e bağlı helikopterlerin Kuzey Irak’taki PKK militanlarına silah ve mühimmat götürdüklerine dair elimizde video bantları bulunmaktadır, bunları ortaya koyabiliriz” açıklamasında bulunan Bitlis’in bu açıklamalarından en çok Amerikalılar rahatsızdı. Bu nedenle ABD Büyükelçiliği tarafından birkaç defa hükümete şikayet edildiği bile oldu.

Cheney’in parmağı var

17 Ocak 1993 tarihinde Diyarbakır’a gitmek için bindiği uçak, kalkıştan 5 dakika sonra Yenimahalle’ye düşmüş ve Eşref Bitlis Paşa ile beraberindekiler hayatını kaybetmişti. 2’nci pilot Tuğrul Sezginler’in ailesi, kazanın takipçisi olmuş ve hukuk sürecini başlatmıştı. Bu süreçte, uçakta bir arıza olmadığı ve Sibirya soğuklarına dayanan uçağın Ankara’da buzlanma ile karşılaşmayacağı ortaya çıkmıştı.Gazeteci Yazar Adnan Akfırat, “Eşref Bitlis Suikastı” kitabında, Bitlis Paşa’nın ölüm emrinin şu an ABD İkinci Başkanı olan Dick Cheney’in de bulunduğu bir ekip tarafından kazadan kısa bir süre önce İncirlik Üssü’nde verildiğini vurguluyor.

 


Bunları unutma unutturma
Anadolu’yu bölmek istedi
ABD Temsilciler Meclisi, Anadolu’da kışkırttığı Ermenilerin ayaklanmasının ardından 1896’da hazırladığı yasa taslağı ile Türkiye’yi parçalamak istediğini açıkça gözler önüne sermişti: Buna göre, dünyanın dörtbir yanında yaşayan Hıristiyanlardan oluşan bir komisyon, Türkiye’yi yönetmek için başkan seçecek. Ülke yönetimi  Türkler’den alınarak, Türkiye eyaletlere bölünecekti. Ancak, bu oyun tutmayınca sözde Ermeni soykırım yalanı peydahlandı.

 

Lozan’ı hâlâ tanımadı
Osmanlı ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Sevr Antlaşması’na imza atan ABD, her ne hikmetse Türkiye Cumhuriyeti’nin “Kuruluş Senedi” olan Lozan Antlaşması’nı resmen tanımadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin, bağımsız bir devlet olarak uluslararası topluma kabul edilmesini sağlayan bu antlaşmadan rahatsız olan sahte müttefikimiz ile ilişkiler ikili anlaşmalarla yürütülüyor 

 

Kore’de 721 şehit verdik
Demokrat Parti hükümeti TBMM’nin onayını almadan 4 bin 500 kişilik bir askeri birliği ABD’nin Sovyetler’e karşı mücadele verdiği Kore’ye gönderdi. BM Güvenlik Konseyi’nin çağrısına uyan Türkiye’nin ABD’ye yaptığı bu jestin karşılığı NATO’ya üyelik
oldu. Ancak bu cephede en fazla zayiatı 721 şehit ile bizim birliklerimiz verdi.

 

Kıbrıs için  ambargo
Kıbrıs’ta 1963 yılında yaşanan ve tarihe ’Kanlı Noel’ olarak geçen katliamın ardından Türkiye Ada’ya askeri müdahale kararı aldı. Ancak, ABD’nin engeliyle karşılaştı. ABD, Türkiye’ye sağladığı askeri malzemenin kullanılmasına izin vermeyeceğini ilan etti. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra da Türkiye’ye ambargo uyguladı

 

Muavenet’i füzeyle vurdu
Ege Denizi’nde gerçekleştirilen “Kararlılık Gösterisi-92” adlı NATO tatbikatında  Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait “TCG Muavenet Muhribi”, ABD uçak gemisi Saratoga’dan ateşlenen 2 füze ile vurulmuştu. Fırkateynimizi enkaza çeviren acı olayda 5 denizcimiz şehit olurken, 22’si de yaralanmıştı.

 

Bölücüleri destekledi
Sözde müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri, Anadolu’da yaşayan Kürtleri sürekli kışkırttı; onları özgürlük ve bağımsızlık yalanıyla kandırarak, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı isyana teşvik etti. Günümüzde de, terör örgütü PKK’yı desteklemekten geri kalmadı.

 

Tarımımızı da esir almak istedi
Türkiye, ABD’nin baskısı sonucu tarımda dışa bağımlı hale geldi. Tohumların yüzde 90’ı dışandan ithal ediliyor. Türkiye, çok değil, 25 yıl öncesine kadar tarımda kendine yeterli 7 ülkeden biriydi. Bugün ise tam tersi bir durum söz konusu. Türkiye kendi kendini doyuramıyor.
İşte yaşanan tüm bu acı gerçeklerin ardında sahte müttefikimiz var. Hem de dost kisvesiyle. Türkiye, dostun ve düşmanın kim olduğunu artık anlamalı.

 

 
  Bugün 23 ziyaretçi (42 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=