Amerika'nın Gerçek Yüzü
  Büyük İsrail
 

ABD'nin O.Doğu'daki BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ

111 yıllık kahpe plan Türkiye’yi bölmek


Bütün çalışmalar, bu devletin Kızıldeniz, Nil ve Fırat nehirleri arasında kurulması için Amerika, işgal ve savaşlarla Ortadoğu’yu sıkı denetim altına almayı planlıyor.

 

İkinci Dünya Savaşı döneminde ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt, petrol zengini Suudi Arabistan’ın savunulmasının ülkesinin yaşamsal çıkarları açısından öncelikli olduğunu açıkladığında, ABD’nin Ortadoğu coğrafyasında bu tarihten itibaren daha “etkin” rol oynamaya  başlayacağı da anlaşıldı. Soğuk Savaş süresince SSCB ve ABD arasında mücadelelerin arenası olan Ortadoğu, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından “tek güç” olarak kalan ABD’nin insafına kaldı.

Strateji: Böl, yönet

ABD ise yeni askeri doktrinini, “caydırıcılık” stratejisinden kendi çıkarlarını tehdit eden ülkeleri “etkisiz hale getirme” bir başka deyişle “böl-yönet” stratejisine dönüştürdü. ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik sürdürdüğü politikanın esasını; Batı dünyasını besleyen petrolün ve bu petrolün ulaşım yolları ile Basra Körfezi’nin kontrol altında bulundurulması, Amerikan çıkarlarına karşı olan tüm devletlerin, petrol kaynakları ve yeraltı zenginlikleri ile baş döndüren Ortadoğu’da etkili olmasının engellenmesi oluşturmaktaydı. Özellikle Rusya, Çin ve AB ülkelerinin bağımsız bir petrol alanına girmesini önlemek birinci öncelikti.

Soykırım için milat
Theodor Herzl tarafından 1897’de İsviçre’de toplanan Birinci Dünya Siyonist Kongresi, Ortadoğu’da bir İsrail devletinin kurulmasını amaçlıyordu. İngiltere ve bazı Batılı devletler, Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kurulmasına destek veriyordu. Böylece, 29 Kasım 1947’de, BM, Filistin topraklarının yüzde 56’sının 650 bin kişilik Yahudi nüfusuna, yüzde 44’ünün de 1 milyon 300 bin kişilik nüfusu bulunan Filistin’e verilmesini sağlayan bir planı onayladı. ABD’nin Ortadoğu politikasında, 1948 yılında kurulan İsrail devletinin güvenliğinin sağlanması da son derece önemli bir konuydu elbette. Nitekim, İsrail’in kurulması, Ortadoğu’da 1948 yılından itibaren başlayan savaş, zulüm ve soykırım dönemi için de bir “milat” olacaktı. ABD’nin kanlı elleri, bu tarihten itibaren Ortadoğu ülkelerinden çıkmadı.
ABD’nin İsrail’in güvenliğini sağlamak amacıyla belirlediği yol haritasında kuşkusuz ilk hedef İsrail’e yönelik en büyük tehdidi oluşturan Irak olmuştu. İsrail’in güvenliği açısından, Saddam yönetiminin devre dışı bırakılması ve Irak’ta yeni bir rejim oluşturulması, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarları açısından da önemliydi.

İran, önemli tehdit
ABD’nin Irak’ı şekillendirdikten sonra, muhtemel hedefinin, İsrail için diğer bir önemli tehdidin İran olabileceği değerlendiriliyor. Kuşkusuz aynı durum Suriye için de söz konusu olabilecek. ABD ve İsrail, bu sistem çerçevesinde öncelikle Ortadoğu’yu, daha sonra da Orta Asya’yı sıkı denetim altına almayı planlıyor. Asıl hedef ise Nil Nehri-Kızıl Deniz ve Fırat Nehri arasında oluşturulmak istenen Büyük İsrail Devleti’nin kurulmasıdır.

 

Musevilere şirin görünmek için ‘kipa’ bile taktı
ABD Başkanı George W. Bush, 2006 yılında Amerikan Yahudi Komitesi’nin 100. yıl kuruluşu toplantısında yaptığı konuşmada, ülkesinin Siyonist İsrail’i desteklemekteki yükümlülüğünün kalıcı ve sağlam bir yükümlülük olduğunu vurgulamıştı.          
Kutlamaya, Bush’un yanısıra Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerinden bir çok üst düzey siyasi ve yönetim yetkilisi katılmıştı. ABD Başkanı Bush,un Yahudi lobisinin desteğini alabilmek için, Musevi din adamları ile görüşmelerde, başına ‘kipa’ takması da hâlâ hafızalarda.

 

Yahudiler sivil halkı katletti
İsrail’in varlığı Ortadoğu’yu karıştırmaya yetti. Sadece 2006’da Filistin’de 660 kişi öldürüldü, bunların 141’i çocuktu

İsrail Devleti’nin kuruluşu, 14 Mayıs 1948 tarihinde ilan edildi. Bu tarih, medeniyetlerin beşiği Ortadoğu’da kanlı çatışmaların başladığı tarihtir. Ortadoğu’da İsrail’in kurulmasının ardından savaş ve zulüm dönemi başladı. Araplar ve İsrail arasında çatışmalar ve savaşlar asla son bulmadı. İlk etapta, Mısır, Ürdün, Irak, Suriye ve Lübnan’dan gelen Arap kuvvetleri, Filistin’in Yahudilere verilmeyen güney ve doğu bölgelerini işgal ederek eski Kudüs’ü ele geçirdi. Şubat-Temmuz 1949 arasında bazı ateşkes anlaşmaları yapıldı. 1956 yılında Süveyş Bunalımı başgösterdi. Mısır lideri Cemal Abdünnasır, Süveyş Kanalı’nı millileştirince İsrail Sina Yarımadası’na girdi. Süveyş Kanalı’nın doğusunu tamamen kontrolü altına alan İsrail, BM gücünün bölgeye yerleşmesinin ardından buradan çekildi. İsrail ile Araplar arasında sayısız çatışma ve savaş yaşandı. ABD’nin de müdahil olduğu çok sayıda barış müzakeresi ve ateşkes yapıldı. Ancak tüm bu çabaların asıl hedefi İsrail’in, çıkarları ve güvenliğiydi. Sınırları belirlenmeyen emperyalist bir rejimin Ortadoğu’daki temsilcisi olan İsrail, Filistin’i sürekli işgal altında tuttu.

Korkunç trajedi
İsrail-Filistin çatışmasının Ortadoğu’daki tüm savaşların başlangıcı olduğu düşünülürse, ABD ve İsrail’in Ortadoğu ve Afrika’da yol açtığı trajedi ve katliamın bilançosunun kabarıklığı hiç kimseyi şaşırtmayacaktı. Ortadoğu’da ABD’nin kirli ellerinin yol açtığı savaş ve çatışmalar sonucunda binlerce sivil ve masum insan hayatını kaybetti, sakat kaldı, evini ve yurdunu yitirdi.

Açlıktan ölüyorlar

Yoksulluğun kol gezdiği bu ülkelerde her gün bir başka katliam yaşandı. 3 milyon Filistinlinin kuşatılmışlığı devam ediyor. Sadece 2006’da Filistin’de en az 660 kişi İsrail güçleri tarafından öldürüldü. Bunlardan 141’i çocuktu. İsrail hapishanelerinde 10 binden fazla Filistinli tutuklu durumunda. Kuşatma altındaki Gazze’de açlıktan ölen insan manzaralarıyla karşılaşmak mümkün. İsrail’in, Filistinliler ve Müslümanlarca kutsal kabul edilen Mescid-i Aksa’da kazı çalışmalarına başlamasıyla meydana gelen çatışmalarda pek çok insan öldü. İç savaşa sürüklenen Irak’ta ise hayatını kaybeden sivillerin sayısı 3 milyona ulaştı.

 

CARTER DİYOR Kİ
“İsrail’le bizim özel bir ilişkimiz var. Ülke içinde ve dünyada hiç kimse Ortadoğu’daki birinci hedefimizin İsrail’in sürekli var oluşunu ve bunun barış içinde gerçekleşmesini sağlamak olduğundan şüphe etmemelidir.” 

 

Amerikan zulmünün kanlı faturası
ABD’nin başlattığı savaşın ve işgalin faturası insanlığa çıkarken, Ortadoğu’ya sapladığı hançer giderek daha derinlere iniyor. Özellikle Irak’ta “demokrasi” nin ve “savaşın” bilançosu bu saldırganlığı açıkça ortaya koyuyor. İşte Amerikan mezaliminin kanlı faturası:
*Yıllardır biriktirilmiş tarih, Irak halkının emeği ve birikimleri ile oluşturulmuş bir ülke yerle bir edildi.
*Televizyonlarda övgüye mazhar görülen “akıllı bombalar”, “füzeler” insanların hayatlarının üzerine düştü.
*Irak hapishaneye, işkencehaneye dönüştürüldü. Ebu Gureyp Cezaevi insanlığın utancı olarak tarihe geçti.
*Afganistan’da 10 bine yakın sivil öldürüldü. Dünyada 120 askeri üssü olan ABD, Afganistan’da da bir üs kurdu.
*Savaşta, zırhlı araçları durdurmak amacıyla seyreltilmiş uranyum kullanan Amerika, Irak topraklarına radyasyon ekti.
*ABD’nin Irak müdahalesi sonrasında 100 bine yakın sivil ve 50 binden fazla asker öldü.
*Irak’ta devam eden işgal savaş ortamının sürmesine neden oluyor, Irak’ta elektrik ve içme suyu yok; sağlık ve eğitim hizmetleri tamamen durmuş durumda.
*Irak’ta yapılan seçimlerle ABD istikrarın sağlandığı görüntüsünü vermeye çalışsa da, Irak gün geçtikçe içsavaşa doğru sürükleniyor, kaos büyüyor.

 
  Bugün 44 ziyaretçi (47 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=